#gen

11 posts
  • supasesh 13w

    COKENOSENOPANTIES

    rocket punch pop nose bleed jaw drop
    spin like a fairy tale were just kinda missing the plot,

    so we crash cars in empty parking lots, ridding like where royalty in shopping carts
    when the world is falling apart, self destruction becomes like some fine arts,
    generation of meaningless sex  everyone gives out numbers but its different when it comes to our hearts,

    dearly depart, but were still alive and breathing,
    look at a pig wrong and you could catch a beating,
    we can fly billionaires to space yet we still have children going every night wihtout eating
    ©supasesh

  • raman_writes 35w

    मोहब्बत के बाज़ार में मेरा दामन ख़ाली ही रहा ।

    #student #meme #quota #gen #general #nongwneral #memes�� #memepage #memesdaily #govt. #goverment #insta #instagram #photo #ipl #pics #fun #follow #like #comeout #comment #share #love #market #request #agree #difference #world #atheist #raman_writes

    Read More

    दरख़्वास्त

    तेरी बात भी मान ली जाती है मेरी दरख़्वास्त भी नहीं सुनता ।

    देख कितना फ़र्क़ करता है ज़माना तेरे मेरे दरमियाँ ।।


    ©raman_writes

  • charfire_m 79w

    Etymology

    indigenous (adj.)

    in=not, opposite of, without
    Di=2two
    Gen=born of, produced by /thing that produces or causes
    Ous=have/full of
    ©charfire_m
    So dose that mean that indigenous are those without to not, by 2two counts,as they are born/produced for causing and producing; for they have something, they are full of something.... be of good or be of bad, karma is still going to be their best friend; I send love and light, so they can get that Dharma on the deserve

  • lexrisa 101w

    Gittiğinde dalar gözlerim istemsizce
    Aslında olmadığını çoktan bilsemde
    Acıtıyor işte yine de.
    Alışmak zor oluyor birde.
    Yüzünü göremediğim günlere.
    ©lexrisa

  • lexrisa 103w

    Wattpad hesabı : Mrs_Nik
    Hikaye : Karanlık


    ©lexrisa

  • lexrisa 103w

    KALP BAĞI
    Yedi kristal


    - Mağara tarafına gitti. Peşinden gitmezsek onu tam anlamıyla kaybeceğiz.
    - İyi misin sen? İçeri giremeyiz. Orada çıkan yaratıkların bazılarının boss gücünde olduğunu duymuştum. Ayrıca yanımızda hiç ışık demetimiz yokken onu nasıl görüp de yakalamayı planlıyorsun? Söylesene.
    - O zaman mağaranın çıkışında bekleriz Anna... Orada bir gece dayanamayacağına bahse girerim. Çıkana kadar bekler sonra da pusuya düşürüp kristalleri geri alırız.
    - Başka bir çıkış biliyor olması da muhtemel. En yakındaki güvenli bölgeye gidip uzaktan gözleyelim. Gerisine sonra bakarız.
    - Anlaşıldı. Ama elindeki silahı sallamayı bırak lütfen. Beni de öldürebildiğini biliyorsun değil mi?
    - Acemiymişim gibi davranma. İlk SAP oyunum olsa da iki aydır oynuyorum ben.
    Ayak sesleri giderek uzaklaşırken derin bir nefes aldım. Az önceki ikili güç olarak standartların üstündeydi ama tecrübe eksikleri olduğu da belliydi. Gittiğim yolun üzerinde mağara olduğunu görünce oraya girmemiş olma ihtimalimi akıllarına dahi getirmemişlerdi. Hayalet kristalinin aktivasyonunu kapatıp saklandığım yerden çıktım. Cebime attığım kristalleri çıkarıp incelemeye başladım. Doğa ana, kutsal kılıç, su tanrıçası.. Ender kristaller olsa da şuan hepsi bende vardı. Yine de satabilir veya takas edebilirdim. Bu yüzden başlangıç noktasına gitmem ve depolamam gerekiyordu. Bu oyuna katıldığım günden bu yana bir ay geçti. Bir ay kısa bir süre olsa bile kapkaç taktikleriyle gelişmeyi başarmış ve hayalet prens adıyla tanımıştım. Gerçekten neden kullanıcı ismim yerine lakap kullandıklarını bilsem bu dünyadan huzurla göçebilir gibi hissediyordum. Her neyse.. Son bir ay her gün bu oyuna girip sayısız zor görev ve ölümcül kapkaçlar ardından bitirmeye en yakın yüz kişi arasına girmiştim. Her ne kadar her an kristallerimin gasp edilme ihtimali olsa da şuan bende olmayan sadece tek yedi kristal kalmıştı. Onlardan biri ise tüm bu sanal evrende sadece bir tane bulunduğu söylenen "Kalp Bağı". Kristalin tuhaf ismindendir ki bir aralar kimseye karşı duygusal bir bağ hissetmediğimden alamadığımı düşünmeye başlamıştım. Ardından böyle bir şeyin günümüz teknolojisiyle bile olmayacağına kanaat getirmiş ve kendimce yeni sebepler bulmuştum. Birincisi kristalin açıklama kısmında yazdığı iddia edilen açıklama. "Ne zamandır ki genç kalplerde gün doğumu ve gün batımı ayrı bir yer tutar, o zaman bu kristal ortaya çıkar. " Bu sözü yorumlamaya çalıştığımda günbatımını veya doğumunu birlikte izleyen iki NPC(insan kılığındaki yapay zeka)den başka bir şey gelmedi aklıma. Eğer durum buysa milyonlarcasının arasından iki tanesini bulmak imkansız gibi bir şey olduğu için bulamamış olabilirdim. Tabi bu açıklamanın sadece birinin ortaya attığı bir şey olması da muhtemel. Bulduğum ikinci sebep ise normalde değerli eşyalar karşılığında bilgi takas eden NPC'lerin bile bu kristal hakkında sessizliklerini korumaları. Son bir haftadır yalnızca onu bu ülkenin her yerini talan ederek aramama rağmen sorduğum hiçbir kişi nedense hiçbir şey bilmiyordu . Diğer bir değişle tek bir ipucu bile bulamadım. Ama bu kadar kolay pes edecek değilim. Bir oyunda bile birinciliğe ulaşamazsam o lanet herife asla ulaşamazdım. Onun ideallerini yalanlamak için bu iddiaya girmiştim. Ve o iddia sonucu bu oyuna geldim. Ve yine bu yüzden o kristallere ihtiyacım var. Hepsi onun yenilgiyi kabullenmesi için. Her şeyin kazanmak olmadığını kanıtlamak için  kazanmalıydım. Ne ironi ama.
    ©lexrisa

  • lexrisa 103w

    KARANLIK
    Bölüm : 02


    Nice

    Gökyüzü onlara inat her zamanki halinden daha kararmış, görüşlerini zorlaştırıyordu. Yıllar önce mavi olduğu düşüncesi yüzünde alaycı bir tebessüm oluşturuyordu. Eğer gerçekten öyleyse bir kez olsun görmek isterdi. Ama burası artık hikayelerdeki o dünya değildi. Oradan daha acımasız, daha kanlı ve daha ölümcüldü.

    Etrafa bakındığında diğerlerinin hala bir şeyler bulmaya çalıştıklarını görünce oturmuş olduğu kayadan kalkıp aşağı atladı. Taylor'ın etrafta olmadığını fark ettiğinde ofladı. Ne bekliyordu ki? Onun gerçekten geleceğini düşünmemişti bile. Sığınakta bıraktıkları şeytanın aksine savaşmaktan nefret ederdi. Kendi kendine güldü. Gerçekten hiç benzemiyorlardı. Diğerlerinin yanına doğru yürümeye başladığında birinin ona seslendiğini duyunca ona döndü.

    - Nice!

    Koşarak yanına gelene kadar sessizliğini korudu.

    - İyi misin?

    Adam elleri diz kapaklarında, dizleri hafif bir pozisyonda nefesini düzenlemeye çalışırken kafasını salladı. Biraz olsun nefes alabildiğinde ise konuşmaya başladı.

    - Adamlar bir bilge sığınağı keşfettiler. Nehrin ileri tarafında. Yaklaşık bir kilometre uzakta.

    - Öncü birliğe söyle yola çıksınlar. Diğerleri de hazırlanmaya başlasın, hemen arkalarında olacağız.Biz gelene kadar içeri girmesinler sadece keşif yapsınlar.

    - Anlaşıldı.

    Adam koşarak gidip sözlerini diğerlerine ilettiğinde herkesi bir telaş kaplamıştı. İnsanlar sağa sola giderken aradığı kişinin yanından geçmesiyle kolundan tutup durdurdu.

    - Neredeydin? Ve şimdi nereye gidiyorsun?

    - Sığınakla irtibat kurulmuyor. Kontrol edeceğim.

    - İrtibat kurulamıyor derken..

    Arkadaşının yüzüne baktığında endişelendiğini açıkça anlıyordu. Gülümsedi.

    - Merak etme. Mia güvendedir. Ona kolay kolay bir şey olmaz.

    - Sorun o değil. Orada çocuklar da var.

    Genç kaşlarını çatarken gözleri büyüdü.

    - Lanet olsun! Çocukları bilgenin tekiyle tek başına mı bıraktın Nice?

    - Buraya getiremezdim değil mi? Ayrıca o bilgeyle anlaşmamız var. 

    Genç geri geri giderken başını iki yana sallayıp uzaklaşmaya başladığında Nice'ın kaşları kalkmıştı. Çocukları bilgeyle baş başa bırakmamışlardı. Çocukları bir bilgeyle ve Aisa ile baş başa bırakmışlardı. Tylerla Aisa'yı henüz tanıştırmamıştı. Daha doğrusu gerek görmemişti. Yinede umarım Tyler zamanında yetişebilirdi. Az önce oturduğu kayanın üzerine çıkıp bağırdı.

    - Hemen gidiyoruz. Hadi!

     Son zamanlarda sorun çıkarmadığına güvenmişti .O bacak kadar kız hem en büyük silahları hem en büyük zayıflıkları hem de kardeşi gibiydi. Kişiliğinin de pek ahım şahım olmadığını göz önünde bulundurursak en çok dikkat etmesi gereken kişiyi birkaç veletle ve lanet moruğun tekiyle baş başa bırakmıştı. Çocukların hoş olmayan bir şeye şahit olabilme ihtimaliyle sıkıntılı bir nefes verip kafasını sonsuz karanlığa çevirdi. 

    Gerçekten.. Siyah onu boğuyordu.
    ©lexrisa

  • lexrisa 103w

    KARANLIK
    Bölüm : 01


    Aisa

    Uzun zamandır beslenmemesinin verdiği huysuzluk ve sabah saatlerinde olmalarının getirdiği yorgunluk hissi onu deli ediyordu. Sıkıntıyla nefes verip adımlarını hızlandırdı. Biraz olsun dışarıda dolaşmak ve sıkıntısını atmak istemişti sadece. Ona bile karşı çıkmışlardı. Odasının içinde dönüp durmayı bırakıp bu anlamsız sinirinden kurtulabilmek umuduyla biraz hava almaya karar verdi. İçine bulunduğu devasa oda bile onu bunaltmıştı. Bir hışımla odadan çıkıp yapının diğer ucunda olan merdivenlere yöneldi. 

    Merdivenden indikten sonra veranda gibi gözüken koridora ulaşmıştı. Geçtiği özenle işlenmiş tozlu koridorlara ve buradan rahatça görünen devasa bahçe duvarlarına bakınca bir kez daha buranın sığınıkları olmadan önce ne olarak kullanıldığını düşünmeye başladı. Ta savaştan öncesinde.. Bilgeler insanlığı mahvetmeden önce ne için kullanılmış olabileceğini düşündü. Bir soylunun şatosu veya bir hükümdarın sarayı olabilecek kadar devasa ve ihtişamlıydı. Mahzendeki hücrelerin amacı neydi ya da? Eğer suçluları göz altında tutmak için yapılmış yerlerse neden içleri kalın kitaplar ve parşömenler dolusu araştırmalar doluydu? Artık o odalar uğrak merkezi olduğu için biliyordu. Oralardaki araştırmaların her biri büyüyle ilgiliydi. Bu yüzden belki bir ipucu bulurum umuduyla her seferinde hücreleri baştan sona araştırıyordu. Onu o kitaba ulaştıracak ufak bir ipucu.. Son yüzyılda ağızdan ağza dolaşan her efsanenin temelini içeren, tüm gerçekleri ve gücü barındıran o kitaba..

    Bir süredir etrafın fazla sessiz olduğunu fark ettiğinde durdu. Araştırma ekibi sefere çıkmış olsa da etrafta ne çocuklar ne de çalışanlar görünmüyordu. Gözlerini kapattığında ayaklarının etrafında dönmeye başlayan hava akımını hissedince kaşlarını çattı. O kitabı bulup güçlendiğinde bu tür küçük büyüler için baskı alanı oluşturmasına gerek kalmayacaktı. Bir süre daha odaklandıktan sonra laboratuvarda hissettiği gereğinden fazla vücut ısısıyla aniden gözlerini açtı. Verandanın kenarındaki korkuluktan aşağı atlayıp karşı tarafa doğru koşmaya başladı. Kenardaki pencerenin demirliklerine tutunup yukarı katın balkonuna zıplayınca karşılaştığı boş odayla bir an tüm vücudu dondu. Çocuklar yoktu. Hızlıca kapıyı açıp merdivenlere yöneldi. Gözleri hırsla kırmızı rengini aldığında laboratuvarın kapısının önüne varmıştı. Sürgülü kapıyı açarken parlayan gözleri ve renk değiştirmeye başlayan kollarındaki mühürleri gören çocuklar bir adım geri çekilip bu kişinin tanıdıkları Aisa olup olmadığını anlamaya çalışırken gözünü verileri incelediği ekrandan ayırıp sinirle ona bakan bilgeye dikti. Bilge bir süre onu inceledikten sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi konuştu.

    -Bir sorun mu vardı ?

    Gözünü kaşlarını kaldırıp ona meydan okurcasına bakan adamla kocaman gözlerle ona bakan çocuklar arasında gezdirdi. Lenta ile gözleri buluştuğunda çocuk gözlerini kaçırarak istemsizce kolunu tutsada kızıl gözleri sayesinde kolundaki deliği algılayabilecek kadar zamanı olmuştu.

    -Ne yaptın onlara ?

    Bilge yavaşça koltuktan kalkarken eliyle çocuklara çıkmalarını işaret etti. Hiçbiri kıpırdamayınca Lenta Aisa'ya onay istercesine baktı. Genç kız gidin anlamında başını hafifçe yana döndürdü. Çocuklar Lenta'yı takip ederken yanından geçtikleri süre boyunca aurası her zamankinden farklı olan kıza baktılar. Arkalarındaki kapı kapandığını belli eden ses duyulduğunda sivri dişlerini göstererek öne atılan kız bilgenin cebinden çıkardığı silahla durdu. Adam kahkaha attığında gözleri daha çok kısılmıştı.

    - İşte tam da bu. Siz lanet vampirler yüzyıllar önce size bu gücü verenin kim olduğunu unutuyorsunuz. Irkların arasında en asiller olarak bilinip şatolarda yaşamanıza rağmen içten içe sadece vahşi ve ilkel bir ırksınız. Komik değil mi ?

    - Çocuklara ne verdin Pertania ?

    - İsmim Pertonio lenet olası ! Ve şuan soru sorabilecek konumda olduğu sanıyorsan yanılıyorsun.

    İşaret parmağıyla tetiğe dokunduğunda silahın iki yanındaki mühürler yeşil renkte parlamaya başladı. Adam ise kazandığından emin bir şekilde gülüyordu. Aisa bakışlarını yere çevirip gülümsemeye başladığında gülmeyi anca kesmişti.

    - Sen sana her şey anlatılıyor mu sanıyorsun Pertania? Neden bilgenin tekine tüm sırlarımızı verelim ki?

    Adam geriye temkinli bir adım attığında kafasını kaldırıp kızıl gözleri eşliğinde sırıttı.

    - Ve büyü ile uyumu en az olan siz bilgeler.. 

    Kollarındaki artık tamamen renk değiştirmiş mühürler sanki artık vücüdunun ayrı bir uzvuymuş gibi kurdele misali çözülürken kız konuşmaya devam etti.

    - Bilgisiz bir hiçsiniz.

    Öne uzattığı koluyla beraber uzayan mühür elindeki silahı uçurmuştu. Adam laboratuvarın arka tarafına gidip çekmeceleri karıştırırken kız yavaş yavaş ilerleyip silahı aldı. Adamın başka bir silahın mührünü aktif etmeye çalıştığını görünce bu sefer diğer elindeki mühürle adamı geriye savurdu. elindeki silahı çevirip yan tarafındaki mühürden desenleri incelerken sıkıntılı bir nefes vererek bıkkın sesiyle tekrardan konuştu.

    - Biliyor musun Pertania? Benim dışımdaki herkesin sorumlu kişiye haber verdiğinde dışarı çıkmaya izni var. Benim mi? Gördüğün gibi malesef burada seninleyim. Neden biliyor musun? Vampirler vahşidir çünkü.

    Bu sözlerin üzerine silahını aniden karşısındaki bilgeye çevirdi. Adam az önce yediği darbenin etkisinden çıkamamışken ona doğrultulan silaha bir süre sadece bakmakla yetindi. Neler olduğunu algılamaya başladığında ise korkusu gözle görülür cinstendi. Geri geri emekleyerek kaçarken boyu beline anca yeten küçük kız ise şeytan misali sırıtarak aradaki mesafeyi yavaş yavaş kapatıyordu.

    Arkasında bir sertlik hissedince kafasını yana çevirdi. Köşeye sıkışmıştı. Korku dolu gözlerle öne baktığında kızın uzatmış olduğu silah tam alnının ortasına denk geldi. Sadece bilgelerin kullanabildiği silahın mührü yeşil yerine kıırmızı renk parlarken sonunda neyi bilmediğini anlamıştı. Mühre hüküm sağlıyordu. O bir safkandı.

    - Korkuyorum...

    Konuşan adam değil, kızdı. Bilge büyümüş gözlerini diktiği zeminden kıza çevirdi. Karşındaki , kana susamışlığın vücut bulmuş haliydi. Konuşamadı. Konuşamıyordu.

    - Sıkılmaktan çok korkuyorum.

    Gecenin karanlığında boş depoda yankılanan silah sesi artık kırmızı tonlarının hakim olduğu odadaki vahşeti anlatıyordu.
    ©lexrisa

  • lexrisa 103w

    Aşk Temalı Grafiti (0.2)

    Saat dokuz gibi başlayabilmiştim ve şuan - 00.34 - hazırdı. Bitmiş maviyi yandaki çöp kovasına fırlattım. Parmak izleriyle uğraşamıyacaktım. Zaten nüfusta kayıtlı olduğumdan bile emin değildim. Az önce gittiğim sokakların aksine daha ıssız ve ters yönde sokaklara yöneldim bu sefer. Tramvayla gelmek daha güvenli gibi gözüküyordu. Zifiri karanlığa alışık olmasaydım neresi yol neresi duvar anlaşılmayacak kadar kapalıydı hava. Hafif bir uğultu ve birkaç konuşma sesi haricinde ses de yoktu. Konuşma sesi demişken gittikçe yaklaşıyorlardı. Bir arabanın arkasına çömeldim. Ve gelenleri görmek için yandan kafamı çıkardım. Ama tek görebildiğim sağa sola sallanan iki fenerdi. Bu yüzden konuşmalara kulak kesildim.

    - ... Yalansa bilmiyorum ama doğru olsaydı işimize çok yarardı. Biz de önlemleri arttırdık.
    Lanet olsun. Bu ses tanıdık. Bu ses çok tanıdık.
    - Pek.. İşe yaramamış sanki.
    Yanındakinin kim olduğunu bilmiyordum ama benim tablomu gördüğü aşikardı. Daha birkaç adım anca atabilmiştim ki gelmişlerdi. Bugün her şey ters gidiyordu. Koşsam büyük ihtimalle yetişemezlerdi ama yakınlarda başkaları olması da ihtimaldi. Bir gülme sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım
    -Bu tabloyu kimin yaptığını biliyorum.
    Ani gerginlikle kollarımı tırnakladım.
    - Kim?
    - Gizemli Suikastçi.
    Duyduğum lakapla başımı dizlerime gömdüm. En azından daha masum bir isim seçselerdi. Kulağa sanki azılı suçluymuşum gibi geliyordu. Tek yaptığım resim yapmaktı.
    - Geçen ofiste bahsettiğiniz..
    - Aynen. Duvar yerine tuval kullansa bir gün çok iyi yerlere geleceğine eminim.
    İstemsizce gülümsedim. Duvar yerine tuvale çizseydim, şuan sen bu resmi göremezdin babalık.
    - Hava karardı. Yavaş yavaş dönelim mi?
    Gencin sözleriyle başımı koyduğum dizlerimden kaldırdım.
    - Tamam. Sen arabayı çalıştır. Ben son iki sokağa göz atıp geleceğim.
    Sokağın sonuna kadar gitmelerini bekleyip artık gitmek için ayağa kalktığımda az önceki küçük olanın hala yerinde olduğunu fark ettim ama çok geçti. Çocukta telsiz olduğunu sanmıyorum. Veya henüz beni gördüğünü.
    - Kim var orada?
    Parmak uçlarımda arabanın arka kısmından çıkıp cadde boyunca yürümeye başladım. Arkamdan tutulan ışıkla aydınlanana kadar.
    - Sen..
    Tamam. Daha önce yapmadığım şey değildi. Genç gözüküyordu. Ayrıca erkekti ki bu yadsınamyacak bir avantaj. Ama yıllardır koşuyordum. En azından kısa mesafede kaybedeceğimi sanmıyorum. Hafifçe ellerimi kaldırdığımda hala elimde çantayı tutuyordum. Ve çocuk güldüğünde kafamı arkaya çevirmek gibi bir aptallık yaptım.
    - Acele etsen iyi edersin. Birazdan babam gelir.
    Olduğum yerde birkaç saniye durakladıktan sonra tek kelime etmeden başımla onaylayıp hızlı adımlarla caddenin sonuna yürüdüm. Son kez arkamı dönüp baktığımda az önce arkasına saklandığım arabanın ışıklarının yandığını gördüm. Evet, çok şanslıydım.
    ©lexrisa

  • lexrisa 103w

    Aşk Temalı Grafiti (0.1)

    Özenle seçilmiş sprey boyalarla doldurulmuş raflara baktım bir süre. En sevdiğim mavimi Max neredeyse bitirmişti. Başka bir rengin yanında kullanmam gerekiyordu o yüzden. Gözüme menekşe moru çarptı. Bunu parlak bir sarıyla ve mavisiyle birlikte arka plan yapacaktım. Siyah, beyaz ve magenta rengini de çantama atıp dolapta depolanan siyah kapşonlulardan birini giydim. Bu saatte Havenville civarında pek kişi bulunmadığı için arayol arayışına girmeyecek kadar rahattım. Yürürken duyduğum sesle yanımdaki sokaktaki bir kapının önündeki oyuğa saklandım. Ayak sesleri çok yakından geliyordu. Seslerinin tam da tahmin ettiği gibi polislere ait olduğunu fark ettiğimde daha dikkatli olmam gerektiğini anlamıştım. Bir saniye geç kalsaydım yakalanmıştım. Bu civarın en ünlü sokak çetesindeydim çünkü. En vahşi suçların işlendiği bu çetede en masum suçlardan birini işleyenlerdendim. Buna rağmen be bu kadar az nüfuslu bir bölgede polislerin devriye yapması birinin öttüğünün göstergesiydi. Aynasızların tek amacı düşük rütbeli birini konuşturmaktı büyük ihtimalle. Ama buna izin verecek değildim. Siyah ceketi çıkarıp yere fırlattım. Beyaz aletimin göbek kısmını ortadan yırtıp bağladım. Saçlarımı açıp iki yana aldım ve çantamdan numarasız gözlükleri çıkarıp taktım. Çanta biraz barizdi ama turist gibi davranırsam sorun kalmazdı. Aklıma son anda gelince ceketin cebindeki ıslak mendile benzer paketi yırtıp içindeki mendili arka cebime koydum. Umarım etkisi çabuk geçmiyordur. Birkaç adım gerileyip durdum
    Tam köşeden dönecekleri sırada koşmaya başlayıp öndeki devasa olana çarptım. Ve yere yığıldım (!). Hafif aksanı bir şekilde konuşmaya, pardon saçmalamaya başladım.
    - The thug.. He was.. I.. just travel.. Then..
    - Nerede?
    Elimi kaldırıp sokağın arka kısmını işaret ettim. Devasa adam oraya doğru koştuğunda geriye cılız olan kalmıştı. Hafiften titriyormuş gibi yapıp giden adamın arkasından baktığımda elini omzuma koydu.
    - Merak etme. İyi olacaksın.
    Kolunu tutup ayağa kalktıktan sonra tuttuğum kolundan onu tutup yere fırlattım. Ardından sırtına çıkıp ağzını kapatıp arka cebimdeki ucu hafif mendili ağzına bastırdım. Adam çırpınırken hafif ses çıkarıyordu.
    - Şşş.. Merak etme. İyi olacaksın.
    Kendini bıraktığında ayağımla hafifçe ittim. Ve evet, gitmişti. Yerdeki ceketi giydikten sonra çantayı alıp uzaklaştım.
    ©lexrisa

  • the_vague_philosopher7 135w

    A double tick with no blue can bring an emotional devastation, to me at least.

    ©the_vague_philosopher7